Büyük Ayasofya Kilisesi 3 yorum


Büyük Ayasofya Kilisesi, Roma İmparatoru Jüstinyen tarafından yaptırılan üçüncü ve en büyük Ayasofya Kilisesi’dir. 1000 yıl süreyle yeryüzünün en büyük katedrali olan bu eser, aynı zamanda 916 yılı kilise, 480 yılı cami olmak üzere 1400 yıl süreyle ibadete açık kalan tek mabettir.

Rakamların ötesine geçecek olursak, gerçekte tam bir mimarlık hatası fakat buna rağmen bir mühendislik harikasıdır. Tabi “böylesi çelişkileri bünyesinde barındıran bu eser, nasıl oluyor da 1500 yıldır ayakta duruyor” diye sorabilirsiniz! Buyurun…

Ayasofya Küllerinden Doğuyor

Ayasofya

Büyük Ayasofya

Ayasofya Kilisesi, 532 Nika ayaklanmasından sonra İmparator Jüstinyen tarafından yaptırılmış ve 537’de ibadete açılmıştır. 1.Ayasofya Kilisesi Büyük Konstantin tarafından yaptırılmaya başlanmış ve oğlu Constantinius tarafından ibadete açılmıştır (MS 360). Büyük Kilise anlamında Magna Ecclesia denmişti. Çıkan isyanlar neticesinde yıkılmıştır.

İkinci Ayasofya ise ilkinin yerine bu sefer İmparator 2.Theodosius tarafından yaptırılmış ve 415 yılında ibadete açılmıştır. Nika ayaklanması esnasında yıkılmıştır.

Jüstinyen hem Nika ayaklanmasındaki kıyım nedeniyle Tanrı’dan affını dilemek hem de Konstantinopolis halkının takdirini tekrar kazanmak için eşine emsaline daha önce rastlanmamış bir ibadethane yaptırmaya karar verir. İşe, Şubat 532’de enkazı temizleterek başlar. Ardından Geometrici olan Trallesli Anthemius ile Fizikçi Milletli İsidor’u çağırarak onlara aklındaki Ayasofya projesini anlatır. İkili bu görevin üstesinden gelebileceklerine inanarak projenin mimarlığını kabul ederler. Neye kalkıştıklarından henüz haberleri yoktur…

Bazilikal Planlı Katedral Çizimi

Aslında mimar olmayan Anthemius ve İsidor, bazilika (yan geçitleri olan, galerili kilise) temelli bir çizim yaparlar. Yapı, esasında 31 metre merkezi boşluğa ve 4 ana taşıyıcının üzerinde büyük dairesel kubbeye sahip olacak şekilde planlanmıştı. 56 metrelik yüksekliğe erişecek ana kubbeyi destekleyen 2 yarım kubbe ve onları destekleyen küçük kubbeler çizildi. Kare olması planlanmıştı. Yalnız kubbenin bu denli büyük olabilmesi için son derece hafif malzemelerden yapılması gerekiyordu.

Aslında Romalıların bunun için çözümleri vardı. Daha 2000 yıl önce pozzolana adındaki karışımı keşfetmişlerdi. Volkanik kül, su ve kireç karışımı bu harç son derece hafifti. Ne var ki Roma’da çokça bulunan volkanik küle Anadolu civarında ulaşmak son derece zordu.

Kendi Kendini Onaran Harç

Ayasofya Harç ve Tuğla

Ayasofya’nın Kendini Onaran Kalsiyumlu Çimento ve Tuğlası

Dönemin tarihçisi Procopius’un yazdıklarına göre ihtiyaç duyulan kil ve tuğla, Rodos adasından getirilmiş. Zaten bazı, (kasıtlı olarak) ters konulmuş parçalarda da bu görülmektedir. Bu tuğlalar, diğerleri gibi 1400 ya da 1200 santigrat derecede değil, 800 derecelik fırınlarda pişiriliyorlardı. Böylece yüzeylerinde fazlaca boşluk kalıyor ve suda yüzebilecek kadar hafif oluyorlardı.

Normal yapılarda harç tuğla kullanımı belli bir orana göre yapılır. Fakat Ayasofya’da bu oran göz ardı edilmiş ve harç ile tuğla aynı kalınlıkta olacak şekilde kullanılmıştı. Bu sayede, kalsiyum değeri yüksek olan bu özel karışımla yapılan tuğla ve harç kuruduklarında mükemmel uyum sağlıyorlardı. Dahası, kalsiyumun oluşan boşlukların içine doldurması sayesinde, çeşitli nedenlerle oluşan çatlaklar, orta ve uzun vadede kendi kendini onarıyordu.

Çimentonun özel etkisi hala devam etmekte midir bilemiyorum fakat bu sır, kısa süre önce Türk profesör, Ahmet Çakmak tarafından keşfedildi.

Ayasofya için 10.000 Kişilik Ordu

İnşaata dönecek olursak, İsidor ve Anthemius’un emrine gece ve gündüz vardiyalı çalışmaları için 5’er binden

Ayasofya Sütunların Yerleri

Yerlerinden Oynayan Ayasofya Sütunları

toplamda 10.000 kişilik iş gücü verildi. Görev zorlu fakat süre kısaydı. İmparator Jüstinyen, mabedin en kısa sürede açılmasını istiyordu. Üstelik gecikmenin cezası bugünkü gibi maddi de değildi… Enkaz temizleme, planın çizimi ve gerekli malzemelerin bulunmasından sonra sıra sütunlardaydı. Son derece ihtişamlı ve yüksek olması gereken yapının inşası, sütunların yapımı için duramazdı. Çünkü gerekli sütunların mermerden oyulması oldukça zaman alacaktı. Bu nedenle hazır sütunlar kullanıldı: Efes Artemis Tapınağı’ndan, Mısır Güneş Tapınağı’ndan ve Lübnan Baalbek’ten getirilen mermer sütunlar… Bugün bile dikkatle bakıldığında her bir mermer sütunun birbirinden farklı olduğu görülebilir.

Ayasofya kilisesi yükseldikçe ortaya bir zorluk daha çıkıyordu: İnşaat malzemelerini yukarılara taşımak. Bugünün tarihçilerine göre, dönemin koşullarında bu bile başlı başına bir işti. Fakat Jüstinyen’in mimarları özel tasarım bir iskele ile bunun da üstesinden geldiler. Bu arada 534 yılında Anthemius ölmüştü. Artık tüm yük, İsidor’un omuzlarındaydı.

Sorunlar Peşi Sıra Geliyor

Ayasofya Destek Kemerleri

İnşaat Esnasında Çizime Dahil Edilen Destek Kemerleri

Sorunlar ardı ardına çıkarken İsidor’un en beklemediği şey oldu ve kubbelerin payandalara yüklediği ağırlık, kaymalara neden oldu. Temel çizim bozulmuştu, plan artık kare değildi! Dahası, küçük kubbelerde çatlamalar, kemerlerde dökülmeler meydana geliyordu. Kemerlerin iç kısımlarına destekler yaparak, kubbelerin üstüne binen ağırlıkları da farklı yönlere dağıtarak sorunları çözdü.

Ayasofya’nın duvar ve zeminleri mermerden oluşurken tavanı ise mozaiklerle kaplıydı. Ayasofya Müzesi isimli yazımda mozaikler ile ilgili geniş bilgilere ulaşabilirsiniz. Yalnız burada mozaik eklemelerinin yüzyıllar boyunca devam ettiğini belirteyim.

Ayasofya Açılıyor

Yine de tüm zorluklara ve temel çizimdeki hatalara rağmen Ayasofya Katedrali 5 sene sonra 537 yılında İmparator Jüstinyen tarafından muhteşem bir törenle ibadete açıldı. Burası yalnızca bir kilise değil aynı zamanda katedraldi. Yani kiliseler hiyerarşisinde 1 adım üstte idi. Çünkü Ortodoks mezhebinin Patrikliği buradaydı. Kısacası idari bir işlevi de vardı.

Anlatılanlara göre imparatorluk kapısından içeri adım atan Jüstinyen “Ey Süleyman! Senden daha iyisini yaptım” der. Burada Hazreti Süleyman’ın Kudüs’te bulunan mabedini kasteder. Altın, gümüş, cam ve taştan yapılan mozaikler, hiç ayak basılmamış parlak mermerler, devasa kubbe, çift katlı balkonlu yapısı ve renkli camlarından içeri süzülen ışıkları ile Ayasofya, o gün oraya ilk kez adım atan herkesi büyülemiş olmalı…

Kubbe Çöküyor

Aslında Jüstinyen, Ayasofya Katedrali’nin açılışını yaparken mimarı sıkıntılardan haberdarı. Kaymalar, çökmeler vb

Ayasofya Yerleşim Hataları

Acele ile Tam Yerleştirilemeyen Mermerler

bir çok sorun vardı. Ayasofya’nın inşası o kadar aceleye getirilmişti ki, temelin tam olarak oturup oturmadığından bile kimse kesin olarak emin değildi. Buna karşın İsidor, yapabileceğinin en iyisini yapmıştı. Depremlere karşı, sütun tabanlarında ve tavanlarında şok emici kurşunlar kullanmış, çatlama riski olan yerleri ise pencere yaparak tehlikeyi bertaraf etmişti. Kendi kendini onaran kalsiyumlu çimento kullanmış ve hassas noktaları güçlendirmişti.

Yine de açılışından yalnızca 20 yıl sonra kubbenin çökmesinin önüne kimse geçememişti. 553 yılında bir depremle sarsılan kilisenin kubbesi, Aralık 557’teki depremde çökmüştü. Anlatılanlara göre Jüstinyen bu duruma o kadar üzülür ki tam 30 gün boyunca tacını takmaz.

Yaşlı Jüstinyen, kubbeyi onarması için ölen İsidor’un yeğenini görevlendirdi. Yeğen İsidor ise yaklaşık 6 yılda tamamlanan kilisenin, sadece kubbesini ince hesaplamalar ve dikkatli çalışmalarla ancak 4 yılda bitirdi. Çünkü kubbenin onarım çalışmaları sürerken güney cephede de yıkımlar meydana geldi (Mayıs 558) ve pek çok işçi hayatını kaybetti.

Yeğen İsidor, sorunun kubbe de değil onu taşıyan unsurlarda olduğunu fark etti. Böylesi tasarım hataları olan bir binada daire şeklinde kubbe için ısrar etmenin anlamı yoktu. Binanın yapısal bütünlüğüne uygun olarak kubbe, elips olmaydı. Ve öyle de oldu! Evet, o muhteşem kubbe artık tam bir daire değildi fakat çok daha güvenliydi. Nitekim bugün hala yerinde sapasağlam duran kubbe, elips olan kubbedir.

Ayasofya Kilisesi Hakkında Kısa Bilgiler

Ayasofya Mermerdeki İmza

Rodos’tan Gelen Kalıplarda Grekçe “Konstantinopol” Yazıyor

Ayasofya’nın fetih sonrası camiye dönüştürülmesi ve tam bir külliye olması ile ilgili bir yazı ele aladım: Ayasofya Camii. Efsaneleri de daha sonra yazacağım. Fakat burada belirtmek istediğim bir şey daha var. Maalesef sözü yine Latin İstilası hadisesine getirmem gerekiyor…

İstanbul’un istilası süresince Ayasofya’daki pek çok eser yağmalanmıştır: Kandiller, mozaikler, kutsal emanetler (Hz İsa’nın mezarından getirilenler), haçlar, azizlerin eşyaları, altınlar, gümüşler…

Mimarlık hatalarına, yağmalara, çökmelere, kaymalara ve yaşadığı diğer tüm olumsuzluklara karşın Ayasofya kilisesi, yeryüzünün en hızlı inşa edilen katedralidir. 1520’de İspanya Sevilla’da daha büyüğü yapılana dek tam 1000 yıl süreyle en büyük kilise olma özelliğini korudu. Halen daha yeryüzünün en uzun süre ibadete açık kalmış olan mabedidir. Müzeye dönüştükten sonra bile hem Müslümanlar hem Hıristiyanlar için son derece kutsal bir mekandır. Anlamı ise son derece manidardır: “Kutsal Bilgelik”.

En önemlisi, yapısında barındırdığı tüm kusurlara rağmen 15 asırdır zamana meydan okumaktadır…

Desteğinizi bekliyoruz:
[Toplam:2    Ortalama:5/5]

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 yorum “Büyük Ayasofya Kilisesi