Konstantinopolis’te Günlük Yaşam


6.yy’ın Konstantinopolis’inde yaşam nasıldı? Eski İstanbul’da günlük hayatın işleyişine birlikte göz atalım.

Eski İstanbul’da Yerleşim

Augusteum Meydanı

Roma İstanbul’unda Şehir Merkezi

Roma İstanbul’unda da tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi sur dipleri, fakir ailelerin yaşadıkları yerlerdi. Bu bölgedeki evler bazı mahallelerde o kadar iç içe geçerdi ki, çıkıntılı çatılar yüzünden güneşin görünmediği anlatılır pek çok kaynakta. Ki İlber Ortaylı ve Haldun Hürel de Edirnekapı civarını bu şekilde anlatırlar.

Binalar genelde çift katlı idi. Mese caddesine yani orta yola (bugünkü Divanyolu) yakın oturanlar ekseriyetle soylu kesimdi. Bunlar, iç bahçeleri olan müstakil hanelerdi.

Konstantinopolis’te Giyim ve Eğitim

Dönem kılık kıyafetleri, sosyo-ekonomik durumu da simgeliyordu. Mesela sandalet giymek, sadece özgür erkeklere mahsus bir ayrıcalıktı. Sıradan İstanbullular tunik giyerken, aristokratlar dalmatika adı verilen bir kıyafet giyiyorlardı.

İstanbul’un imparatorluğun simgelerinden olan erguvan moru renkte elbiseleri yalnızca üst düzey senato üyeleri ve bürokratlar giyebilirlerdi. Mor pelerini ise yalnızca imparator takabilirdi. Sınırları zorlayanların vatana ihanetle suçlanması işten bile değildi.

Antik Roma’nın aksine İstanbul sokaklarında; hizmetçiler, çiftçiler, keşişler ve yoksullar görmek, tüccarları ve şehirlilleri görmek kadar olağan idi.

İstanbul’un eski Roma ile benzer olduğu nokta: Konstantinopolis halkı için de tıpkı antik Roma’da olduğu gibi köleler önemliydi. Köleler, İstanbullu Romalıların da yaşamlarının olağan bir parçasıydı fakat bir Hıristiyan şehri olarak kurulan İstanbul’da, paganizmden kalan bu tür adetler artık terk ediliyordu. Tıpkı gladyatör oyunları gibi…

Şehrin eğlence unsuru olarak meşhur Hipodrom inşa edilmişti. At yolu anlamına gelen bu mekanda artık gladyatör oyunları düzenlenmiyor, at arabası yarışları yapılıyordu. Halkı eğlendirmek için oyunlar yeri geliyor 2 ay bile sürüyordu. Tabii bu süre boyunca Romalı İstanbullular için resmi tatil oluyordu…

Tabi sadece çalışanlar için değil, eğitim hayatı devam edenler için de tatil oluyordu. Aslında dönemin İstanbul’unda eğitim ailede başlardı. Konstantinopolis’te çocuklar ortalama 5 yaşında okuma öğreniyorlardı. Sonraki yıllarda bir gramer öğretmeni gelir ve hem Grekçe hem Latince öğretirdi. Eğer durumları müsaitse ve çocuklar isterlerse, 14 – 15 yaşlarında okula giderlerdi. Okullarda müzik, tıp, felsefe ve tarih öğretilirdi.

Devlet ve Halk İlişkisi

İstanbul’da yaşayan Romalılar için Hıristiyanlık en önemli inanç unsuru olsa da, atalarından miras kalan pagan gelenekleri, günlük yaşamlarını etkilemeyi sürdürüyordu. Tabii geleneksel kalıplar da… Bunlardan en önemlisi “devlet”  idi. Platon’un dahi çocukları ailelerinden ziyade devlete ait gördüğü bir düşünce sisteminin devamı olan Roma İmparatorluğu’nda devlet, en baskın otoriteydi.

Bu devletin bir vatandaşı olmak ise büyük ayrıcalıktı. Çünkü yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir unsurdu: Rahatlığı ve imtiyazı simgeliyordu. Üstelik fakir ya da zengin olmak da önemli değildi. Sınıf ayrımının çok keskin olduğu yıllarda bile alt tabaka yurttaş olmak, Romalılar için sorun değildi. Çünkü her ne kadar bir soylu ile yan yana oturamasa da, fakir bir yurttaş da tiyatro oyunu yahut araba yarışı izleyebilirdi!

Roma İstanbul’unda Ekonomi

Yalnız bu ayrıcalıklı olma hissiyatı zamanla kibre dönüşmüştü. Son yıllarında Osmanlıların da yapacağı bir hataydı

Konstantinopolis'in Merkezi

Roma Büyük Saray ve Hipodrom ile Aya Sofya

bu. Örneğin Romalılara ait olduğu bilinen tek dünya haritasının kapsamı, imparatorluğun sınırlarından ibaretti ve sadece yolları gösteriyordu. Grek düşüncesinin ötesine geçememiş ve imparatorluk sınırlarının ötesini merak etmiyorlardı. Aslında Konstantinopolisliler, dünyanın tek merkezi olarak İstanbul’u görüyorlardı. En iyi fizikçilerinin kariyerleri, yol mühendisliğinden öteye de gidememişti zaten.

Eski İstanbul’da günlük yaşamı belirleyen de yine Roma’nın sınırlarıydı. Bilhassa Akdeniz! Akdeniz havzasında var olan hemen her şey İstanbul’a akıyordu:

  • Suriye’den gelen ipek
  • Girit’in balığı
  • Grek öğretmenler
  • Bedevi kervanlarının taşıdığı fildişi süs eşyalar ve siyahi köleler
  • Hindistan’ın baharatları

Kaynaklar o kadar çoktu ki, İstanbul limanlarında neredeyse gemi bile kalmamıştı artık. Konstantinopol donanması, Afrika’ya hububat taşıyan birkaç kadırgadan ibaretti.

Tabi ekonomi yalnızca limanlardan yürümüyordu. Fetihler ve tarımsal faaliyetler ekonominin can damarlarıydı. Bunun yanı sıra Eminönü limanı ile Yenikapı limanı da ticaretin önemli dayanak noktalarıydı. Hukukun temeli ise İmparator Jüstinyen’den sonra, onun yayınladığı Moribus antiques statues Romana idi.

Bu konu ile ilgili yazılabilecek daha pek çok şey var. Bu nedenle zaman zaman (elime yeni bilgiler geçtiğinde) sayfayı yenileceğim.

Desteğinizi bekliyoruz:
[Toplam:2    Ortalama:5/5]

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir